Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, “Rusya, Kırım’ı işgal ederken batı sessizdi. Rusya, Kırım’ı işgal ederken Türkiye sessizdi, dünya sessizdi. Sovyet Rusya, yani bugünkü Ruslar, ne yazık ki bütün dünyayı karşısına alarak, ‘güç bende’ diyerek Ukrayna’yı işgale başladı. Garip olan şu, önce özerk bölgeleri tanıdığını ilan etti. Batının tutumuna bakarak bu kez de tüm topraklarını işgale kalkıştı. Eski dünya alışkanlıkları yeniden hortladı ve zuhur etmeye başladı. Ne yazık ki insanoğlu, bir arpa boyu yol alamadı” dedi. Remzi Çayır, bugün partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek gündeme ilişkin açıklama yaptı. Rusya’nın Ukrayna’ya düzenlediği askeri operasyon için konuşan Çayır, özetle şunları söyledi: “Sabaha ne yazık ki insanlarımız, eski dünyanın usulleriyle, eski dünyanın bir türlü vazgeçmediği işgalci, sömürgeci ve o ceberut anlayışlarıyla kalktı. Sovyet Rusya yeniden kendini gösterdi. Putin, Sovyet Rusya’nın yeniden dirilişini başlatmış oldu. Artık dünya, güya insani anlamda şekillenir ve büyürken ne yazık ki gücü gücü yetene sistemi hala devam ediyor. Büyük balık, küçük balığı yutuyor. Gücü elinde tutanlar, zayıfları bir şekilde tahakküm altına alıyorlar ve onların bağımsızlıklarına son verebiliyorlar. Dünya sistemi, ne yazık ki buna da cevaz veriyor, buna da yol açıyor. Koca koca ülkeler, medeni olduklarını iddia eden ülkeler, bu işgal, bu sömürge ve bu insanlık dışı müdahaleler karşısında ne yazık ki hep sessiz kaldılar. Rusya, Kırım’ı işgal ederken batı sessizdi. Rusya, Kırım’ı işgal ederken Türkiye sessizdi, dünya sessizdi. Sovyet Rusya, yani bugünkü Ruslar, ne yazık ki bütün dünyayı karşısına alarak, ‘güç bende’ diyerek Ukrayna’yı işgale başladı. Garip olan şu, önce özerk bölgeleri tanıdığını ilan etti. Batının tutumuna bakarak bu kez de tüm topraklarını işgale kalkıştı. Eski dünya alışkanlıkları yeniden hortladı ve zuhur etmeye başladı. Ne yazık ki insanoğlu, bir arpa boyu yol alamadı. “NATO NE GÜNE DURUYOR? NATO, TUTTU UKRAYNA’YA ‘BEN YANINIZDAYIM’ DEDİ Mİ? NATO NEREDE?” Buradan en çok etkilenecek ülkelerden birisi Türkiye. Bu anlamda gücümüz nispetinde hükümetin derhal pozisyon alması gerekiyor. Bu işe gücü yettiğince bütün farklı çevreleri, farklı ülkeleri, gücü olan ülkeleri hatta NATO’yu… NATO ne güne duruyor? NATO, tuttu Ukrayna’ya ‘ben yanınızdayım’ dedi mi? Dedi. Ruslar işgale başladı. NATO nerede? Çok garip değil mi? Ukrayna’yı güvendiren NATO, hala hazırda, belki yarın nasıl tavır alırlar, nasıl karar verirler bilemiyorum ama şu andaki duruma göre NATO, şu an yok. İşgale kalkışan Rusya’nın karşısında kimse yok. Bunun için dünyadaki gücü, gücü yetene sistemine itirazımız var. Böyle bir düzen hiçbir toplumu mutlu edemez. “TÜRKİYE’NİN TARIMINI STRATEJİK SEKTÖR HALİNE GETİRMESİ GEREKİYOR” Ukrayna, bir tarım ülkesi. Avrupa’nın ve Amerika’nın tahıl ambarı denilebilir. Aynı şekilde yüz yıllar öncesi veya 60-70 yıl öncesi Türkiye de bir tarım ülkesiydi. Ukrayna’nın bugün işgali, aslında stratejik anlam taşıyan, tarımın ne kadar önemli olduğunu Avrupa da Amerika da görmektedir. Hatta Rusya da bunu bilmektedir. Teknolojik silahlar kadar hatta nükleer silahlar kadar önemli bir alandır tarım. Tarım olmazsa hayat olmaz, tarım olmazsa yarın olmaz. Onun için Türkiye’nin buradan ders çıkarması gerekiyor. Nasıl bir ders çıkarması gerekiyor? Tarımını stratejik sektör haline getirmesi gerekiyor. Milli mesele yapması gerekiyor. Tarımı milli mesele yapmayan zihniyet kaybetmeye devam eder. 22 bin kilometre yüzölçümüne sahip İsrail’den tarım ürünü alırsın, 44 bin kilometre alanı olan Hollanda’dan domates vb. şeyler alırsın. Senin ne kadar yüzölçümün var?  783 bin kilometrekare… Senin 40’ta bir nispetinde yüzölçümün kadar olan ülkelerden tarım ürünü ithal ediyorsun. Bugün Hollanda, Avrupa’ya da başka ülkelere de durmadan tarım ürünleri ihraç ediyor. Bizim iktidarımızda, eğer Allah nasip ederse kesinlikle mazot, sübvanse edilecek. Türk köylüsü, çok rahatlıkla eken, biçen çiftçi mazotu bedava alacak. Almak zorunda. Biz iktidara gelirsek, rasyonel bir şekilde; beş yıllık, on yıllık, 30 yıllık, 50 yıllık öngörüler yapacağız. “SANATÇININ ÖZGÜRLÜĞÜNÜ YOK EDEN ANLAYIŞLARIN DÜNYADA YERİ YOK. BUNLAR; FAŞİST, GERİCİ VE İNSANİ DEĞERLERE DÜŞMAN YAKLAŞIMLARDIR” Bir toplumda, sanatçı duyarlı değilse, sanatçı düşündüğünü ifade edemiyorsa… Sanatçı, siyasetçi gibi meydana çıkıp nutuk atacak değil. Sanatçılar, kendi araçlarıyla mesajlarını verirler. Ben kalemimle veririm, ben yazarım. Tarkan, sesiyle ve yaptığı güfteyle, besteyle verir. Tiyatro yapan arkadaş da sahnede verir. Dünyada sanatçının düşmanı kesilen hiçbir yaklaşım yaşamamıştır. Sanatçıya değer vermeyenler de yaşamamıştır. Sanatçının özgürlüğünü, sanatçının kafa bağımsızlığını yok eden anlayışların dünyada yeri yok. Bunlar; faşist, gerici ve insani değerlere düşman yaklaşımlardır. Dolayısıyla, ben bir mesaj olarak görüyorum. Herkes, düşündüğünü ifade etme özgürlüğüne sahiptir. Kiminin hoşuna gider, kiminin gitmez. Birisi de çıkıp, ‘Biz kalıcıyız, geçmeyecek’ diyebilir, o da bir şarkı yapabilir. Öbürü de ‘Hayır, bu yanlışlıklar devam etmez, bekle geçecek’ diyecektir. Dolayısıyla, Türkiye bu tür renkli yaklaşımlara, sanatçı tepkilerine alışmak ve kabullenmek zorundadır. Onun için, hoşumuza gitse de gitmese de sanatçının söylediklerine kulak açmamızda yarar var.”