CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, “Türkiye, bir krizden derin bir buhrana sürüklenmiş vaziyette… Durgunluk, komşunuz işsizse yaşanır. Ekonomik buhran, siz de işsizseniz yaşanıyor… Türkiye’de 8,5 milyon insanımız işsiz. Ya iş arıyor, bulamıyor ya iş aramaktan umudunu yitirmiş. 8,5 milyon yurttaşımız işsiz bırakılmış vaziyette. 8,5 milyon insanın işsizliği, oransal olarak batığımızda işgücünün yüzde 23’ü anlamına geliyor. Türkiye’de her hanede işsizliğin gerçek anlamda yaşandığını ortaya koyuyor. Ekonomik buhranının herkese değen bir anlam taşıdığını ortaya koyuyor” dedi. Sosyal Demokrasi Derneği’nin (SDD) “Türkiye’de Ekonominin Durumu-Krizden Buhrana” başlıklı çalıştayı Ankara’da özel bir otelde bugün yapılıyor. Çalıştayın açılış konuşmasını SDD Başkanı Sami Doğan yaptı. Doğan, AKP iktidarının Türkiye’deki olumsuzluklardan kendisini sorumlu tutmadığını belirterek, “Nüfusu 8 milyara yaklaşan dünyada ülkelerin azalan doğal kaynaklar üzerindeki rekabeti artıyor. Ülkelerin değişen dünyaya ayak sağlamaları yaşamsal önem arz ediyor. Geleceği öngöremeyen ülkeler büyük sıkıntılar çekmeye mahkumlar” dedi. Doğan, küresel ekonominin 2022’de beklenenden kırılgan ve sorunlu olacağının öngörüldüğünü kaydederek, “Türkiye, 2022’nin getirdiği risklerden ne kadar haberdar ve hazırlıklı” diye sordu. Doğan, Türkiye’de sürdürülebilir büyüme için uluslararası dayanışmayla bir dizi politikanın devreye girmesi gerektiğini belirtti. Doğan, “Bilime dayalı yoksulluğu gidermeyi önceleyen politikaları bekliyoruz. Aksi halde 2022, 2021’den çok daha kötü olacaktır” diye konuştu. Doğan, “AKP iktidarının ülkemizi iyi yönetemediğini, son 20 yıla baktığımızda emeğin ucuz, hayatın pahalı olduğunu görüyor, var gücümüzle sosyal demokratların iktidara gelmesi için çabalıyoruz” dedi. Çalıştayın ilk oturumunun moderatörlüğünü CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke yaptı. Oturuma gazeteci Emin Çaba ve Prof. Dr. Erkan Erdil konuşmacı olarak katıldı. “Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır tablonun karamsarlığından ziyade değişebileceğine inancımızdan dolayı buradayız” diyen Böke, umudu örgütleyecek buluşmaları düzenlemek gerektiğini ifade etti. Böke, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye, bir krizden derin bir buhrana sürüklenmiş vaziyette. Doğru tespitleri yapıp ne yapacağımıza dair reçeteyi ortaya koyma ihtiyacıyla bugünü tartışmak istiyorum. Biz niye krizin içindeyiz? Niye içinde olduğumuz koşullara kriz değil buhran diyoruz? “KOMŞUMUZUN DEĞİL BİZİM DE İŞSİZ OLDUĞUMUZ GERÇEĞİNİ ORTAYA KOYUYOR” Ekonomistler ‘kriz mi, buhran mı’ tartışmasını yaparken teknik ölçümlere saplanabiliriz. Kaç çeyrektir ekonominin küçüldüğü, durgunluğun ne zamandır sürdüğü gibi değerlendirmeler yaparız. Kriz ve buhran arasındaki net çizgiyi, siyasilerin ABD’de yaptığı tanım ortaya koyuyor. Durgunluk, komşunuz işsizse yaşanır. Ekonomik buhran, siz de işsizseniz yaşanıyor. Türkiye’de kriz değil buhran olduğunu bu tanım çok net ortaya koyuyor. Türkiye’de 8,5 milyon insanımız işsiz. Ya iş arıyor, bulamıyor ya iş aramaktan umudunu yitirmiş. 8,5 milyon yurttaşımız işsiz bırakılmış vaziyette. 8,5 milyon insanın işsizliği, oransal olarak batığımızda işgücünün yüzde 23’ü anlamına geliyor. Türkiye’de her hanede işsizliğin gerçek anlamda yaşandığını ortaya koyuyor. Ekonomik buhranının herkese değen bir anlam taşıdığını ortaya koyuyor. Komşumuzun değil bizim de işsiz olduğumuz gerçeğini ortaya koyuyor. “EKONOMİK REÇETENİN OLMAZSA OLMAZI GÜÇLÜ BİR PARLAMENTER SİSTEM” 2014’te gerçek işsizlik oranı yüzde 17. 2014, fiilen bugün içinde bulunduğumuz başkanlık rejimine geçtiğimiz yıl. Dolayısıyla bugün resmen içinde bulunduğumuz başkanlık rejiminin ilk adımlarının atıldığı tarih. 2014’ten bugüne istikrarlı biçimde işsizlik oranı artıyor, 2018’den beri hızlanarak artıyor. Neden? Çünkü 2018 başkanlık sisteminin fiilen geçerlilik kazandığı yıl. Tek adam rejimi Türkiye’yi krizlere, krizlerden buhrana sevk etti. Krizlerden çıkış yolu tek adam rejimini değiştirmek, istişare ve uzlaşıyla ortak bir geleceği, demokrasiyi var etmekten geçiyor. Bir ekonomik reçetenin olmazsa olmazı güçlü bir parlamenter sistemden geçiyor.” Böke, Türkiye’de enflasyonun 2014’ten bugüne yükseldiğini ve hızlanarak arttığını kaydederek, “Türkiye, bir krizden buhrana savrulmuş durumda. Kriz hali, ‘buhran’ diye tanımlatıyor bize durumu. Afaki bir yerden tarif etmiyoruz. Yaşıyor olduğumuz somut gerçekliği, ‘Biz bunu artık taşıyamıyoruz’ diyen halkın sözleriyle de görüyoruz. Bu buhranın tanımı, değişebileceğini de içinde barındırıyor. Buna mahkum değiliz, kaderden kaynaklı yaşamıyoruz. Siyasetin insan eliyle tarif etmiş olduğu kural bütünü nedeniyle yaşıyoruz. Kurallar değişirse bu buhranı çok rahatlıkla aşabiliriz” dedi. RENKLERLE EKONOMİK MODEL TARİFİ “Türkiye’nin yaşamış olduğu ekonomik buhran saray yapımı bir buhrandır” diyen Böke, buhran koşullarını aşmak için ilk yapılmasın gerekenin hedef tarif etmek olduğunu belirterek şunları söyledi: “Yoksulluğun bu kadar yaygınlaşmış olduğu ortamda hedef rengini kazanmış gelecek tarif etmek gerektiğini düşünüyorum. ‘Yeşil dönüşümü’ yapan bir gelecek tarif etmemiz gerekiyor. İçine toplumsal cinsiyet eşitliğini alan, kadınların ekonomide var oldukları bir ‘mor ekonomi’ tarif ediyorum. Yolsuzlukların, halkın kaynaklarının çalındığı bir düzen yerine ‘beyaz bir ekonomi’ tarif ediyorum. Ağır enflasyon tablosunun yarattığı karanlıktansa yeşili, maviyi, moru, beyazı içinde barındıran bir ekonomi tarif ediyorum.” Böke, 2008 ve 2009’da yaşanan küresel finansal krizin sosyal adaletin olmadığı ve dünyanın kaynaklarının gelecek yokmuşçasına harcandığı düzenin sürdürülebilir olmadığını ortaya koyduğunu söyleyerek, “Bu kriz de dünya güvenlik duygusunun ve güven duygusunun merkeze taşınması gerektiğini bize hatırlattı. İklim, finansal kriz, pandemi ve en son savaş. Bütün bu yıkımlar karşısında insani refleksimiz güvenli liman arayışı oluyor. Sırtımızı dayayacağımız sosyal devlet, herkes için eşit işleyeceğine inandığımız hukuk devleti, doğanın yok edilmediğini bildiğimiz bir geleceğin tasarlanmasına ihtiyaç çok belirginleşti” dedi. Böke, “Türkiye’nin dönüşümü yapabilecek mali kaynağı var. Beşli çetelere değil kamuya yarar yaratacak yatırım yapabilirsek başka geleceği kurabiliriz. Mali kaynağımız var. Türkiye’nin insan kaynağı da var. Girişimci, dinamik, üretmeye açık; emeğiyle var olan bir toplum var. Bunları siyaset yoluyla değiştirecek siyasi iradeye ihtiyacımız var” diye konuştu.