AYM'den Basın İlan Kurumu'nun gazetelere ilan kesme cezalarına pilot karar
YIL YIL İLAN CEZALARI ARTTI
AYM, BİK’in kendisine sunduğu ilan kesme cezalarına ilişkin istatistikleri de kararında açıklayarak, “BİK’in 2018 yılı istatistiklerinde gazetelerin basın ahlak esaslarını ihlal ettiği gerekçesiyle 39 gün, 2019 yılı istatistiklerinde 143 gün, 2020 yılı istatistiklerinde 572 gün resmi ilan ve reklam kesme cezası verdiği görülmüştür” denildi.
“CEZALANDIRMA ARACINA DÖNÜŞTÜ”
AYM, bu giderek artan cezaların “etik düzenleme” amacından çıkarak, “cezalandırma aracına” dönüştüğüne dikkat çekti. AYM kararında, “Verilen cezalara bakıldığında Kuruma verilen yetkinin basının etik değerlerini düzenleme amacından öteye giderek artık kimi basın mensupları açısından caydırıcı etki yaratabilecek bir cezalandırma aracına dönüştüğü ve bu durumun sistematik bir soruna neden olduğu gözlemlenmiştir” denildi.
Karara muhalif kalan AYM Başkanvekili Kadir Özkaya, üyeler Recai Akyel, Yıldız Seferinoğlu, Selahaddin Menteş ve İrfan Fidan, muhalefet şerhlerinde şunları belirtti:
“Birincisi ‘Basın ahlak esasları’ kavramının belli ölçüde soyut nitelikte olduğu açıktır. Bununla birlikte kanunlarda öngörülen kavramların soyut nitelik taşıması onların otomatik olarak belirsiz ve öngörülemez olduğu anlamına gelmemektedir. Nitekim Mahkememiz kanunlarda yer alan kavramların niteliği gereği soyut olmasına kanunun belirliliği ve öngörülebilirliği bağlamında başlı başına bir Anayasa’ya aykırılık nedeni olarak görmemektedir.”
Muhalefet şehrinde, kanundaki soyutluluğun tek başına belirsizliğe ve öngörülemezliğe neden olmadığı kaydedilerek, bu ilkelerde basın mensuplarının mutabık kaldığı ifade edildi. Şerhte, çoğunluk görüşünde yer alan “Basın ahlak esaslarının neler olduğunun belirlenmesinde kamusal makamlara kapsamlı bir taktir yetkisi tanınmış, bu kanunun belirliliği ilkesi ile bağdaşmaz” görüşü de eleştirilerek, “Kanunda yer alan ve niteliği gereği belli bir soyutluk içeren kavramın kendisi yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesinde belirsizlik ve öngörülemezlik doğurmuyorsa bu kavramın kapsamının ikinci düzenlemelerde somutlaştırılması başlı başına bir kanunilik sorunu doğurmaz” denildi.
Şerhte, TBMM’nin ne şekilde düzenleme yapması halinde belirlilik ve öngörülebilirlik sağlanacağının muallakta kaldığı belirtilerek, “Kanun’da müdahaleye konu eylemin ‘basın ahlak esaslarına riayet etme(me)’ olarak öngörülmüş olmasının belirsiz ve öngörülemez olmadığı kanaatindeyiz” görüşü yer aldı.
“MAHKEMELER GEREKÇE GÖSTERMEMİŞ OLABİLİRLER”
Muhalefet şerhinde, mahkemelerin daha önce AYM’nin verdiği kararlar doğrultusunda karar vermediği kabul edilerek, şunlar belirtildi:
“Başvuru konusu somut olaylarda BİK ve hakimlikler Mahkememizin geliştirdiği ilkelere uygun olarak ifade ve basın özgürlüklerine müdahaleyi demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük yönünden haklı kılacak ilgili ve yeterli gerekçe göstermemiş olabilirler. Ancak bu durum mahkememizin yerleşik uygulamasına uygun olarak her bir başvuruyu yönünden ayrı inceleme yapılarak değerlendirilmesi gerekirdi. Bu usulle başvuruya konu bazı BİK kararları yönünden ihlal sonucuna varılması da mümkün olabilirdi. Çoğunluk bu usulü benimseyip somut başvurulara konu BİK kararlarını kendi koşulları içinde değerlendirmek yerine kategorik bir yaklaşımla ihlal sonucuna varmıştır.”
Bunlar da ilginizi çekebilir