h Dolar 8,7540 %0.21
h Euro 10,3906 %0.21
h Altın (Gr) 495,59 %-0,30
h Bitcoin 314351 %-5.15323
İstanbul 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

DİĞER YAZARLARIMIZ

Murat Akdamar
Yazarın Kaleminden

Murat Akdamar
muratakdamar@cagingazetesi.com.tr

Yazarın sayfası

MÜSİLAJ

MÜSİLAJ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Müsilaj Nedir?

Hemen hemen tüm bitkiler ve bazı mikroorganizmalar tarafından üretilen kalın, yapışkan bir maddedir.

 

Yazımıza müsilajın ne olduğuyla başlayalım istedim. Evet, bu günlerde Türkiye’nin gündemi Marmara Denizi’ndeki müsilaj sorunu. Marmara fosseptik çukura mı dönüşecek? Denizimizi kaybediyor muyuz? Bunlar gündemin ana başlıkları.

Öncelikle internette birçok haber dolaşıyor bu olay Marmara’ya yanaşan gemilerden salınan kimyasallarla mı oluştu yoksa doğal yollarla mı?

Müsilajın ne olduğuna daha geniş bir çerçeveden bakarsak eğer biyolojik ve kimyasal olarak birçok koşulun bir araya gelmesiyle oluşan, fitoplankton olarak adlandırılan bitkisel canlıların aşırı çoğalması, deniz sıcaklığının yükselmesi ve buna bağlı olarak da bakteriyel aktivitelerin artmasıyla oluşan yapışkan bir yapıdır.

Ben kendi açımdan bakacak olursam eğer bu olaya biraz rant olduğunu düşünmeden edemiyorum doğrusu… Hele ki İstanbul’un yapısını bozacağı, olası İstanbul depremini tetikleyeceği öne sürülen Kanal İstanbul Projesi’nin müsilaja çözüm olacağının söyleniyor olması da sorular yaratmıyor değil.

Öyle ya da böyle doğayı kendi ellerimizle ölüme terk ediyoruz, önce öldürüyor sonrasında ise yaşatmaya çalışıyoruz. Ne acı değil mi doğanın dengesiyle oynuyoruz…

Gelecek nesilleri, evlatlarımızı düşünmeden hareket ediyoruz, onlara daha iyi bir dünya bırakmayı değil de bugünün koşullarında keselerimizi doldurmayı amaç ediniyoruz.

Buna artık bir dur denmeli dediğimiz noktadayız bence, evlatlarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak ve daha temiz bir dünya bırakmak adına durmalıyız zarar vermemeli yok etmemeliyiz.

 

Devamını Oku
Murat Akdamar
Yazarın Kaleminden

Murat Akdamar
muratakdamar@cagingazetesi.com.tr

Yazarın sayfası

Kadına Yönelik Şiddet

Kadına Yönelik Şiddet
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tarih 25 Kasım 1960. Üç kızkardeş tecavüz edilip öldürüldüler. “Araba kazasında” öldükleri duyuruldu. Mirabal kardeşlerin öldürülmesinden bir yıl sonra Trujillo karşıtı hareket, diktatörlüğün sona ermesini sağladı. Biraz detaylara bakalım..

Dominik Cumhuriyeti’nin Cibas bölgesinde dünyaya gelen ve Mirabal Kardeşler olarak tanınan üç kızkardeş Patria, Minerva ve Maria Teresa, eşleriyle birlikte Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele veriyordu. Patria 1960 yılının Haziran ayında Clandestine Hareketini kurdu ve diğer kız kardeşler de bu harekete katıldı. Sembol haline geldikleri diktatörlük karşıtı mücadelelerinin çeşitli zamanlarında ağır baskılara maruz kaldılar ve hapis cezalarına çarptırıldılar. 1960 yılının Kasım ayı başlarında Trujillo ülkede iki tehlikenin varlığından söz etti: Kilise ve Mirabal Kardeşler!

Mirabal kardeşlerin büyük rol oynadığı gelişen kadın hareketine ve insan hakları savunucularına rağmen dünya devletleri ve toplumları kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması konusunda başarısız kaldılar. Dünya ölçeğinde her 3 kadından biri bugün şiddetin değişik biçimlerine halen maruz kalmaktadır. Kadınlar yaşamın her alanında, evlerinde, işyerlerinde, kamusal alanlarda, mücadelelerinde şiddetin çeşitli biçimlerine maruz kalmaya devam ediyorlar. Bir kız çocuğu babası olarak çoğu zaman çocuklarımın hayatından ve eşimin hayatından endişe etmiyorum desem yalan söylemiş olurum.

 Avrupa ölçeğine gelirsek; her yıl 200.000 kadının insan ticareti ağlarında cinsel sömürüye uğradığını bildiriyor araştırmacılar. Türkiye’de her gün dizinden vurulan, taşlanarak öldürülen, namus cinayetine kurban giden, tecavüze uğrayan, nedeni belirsiz bir biçimde intihar eden kadınlara ilişkin haberleri malesef  izlemeye devam ediyoruz. Sözlerimi Mirabel kardeşlerden birkaç alıntıyla bitirip, kadına karşı şiddetle mücadele için ellerimizi ve yüreklerimizi hep birlikte birleştirmemizi umuyorum…

“Belki de bize en yakın şey ölüm; fakat bu beni korkutmuyor, haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz” (Maria Teresa Mirabel 1936)

“Bunca acıyla dolu ülkemiz için yapılacak her şeyi yapmak bir mutluluk kaynağı; kollarını kavuşturup oturmak ise çok üzücü” (Minerva Argentina Mirabel 1926)

“Çocuklarımızın, bu yoz ve zalim sistemde yetişmesine izin vermeyeceğiz. Bu sisteme karşı savaşmak zorundayız. Ben kendi adıma her şeyimi vermeye hazırım; gerekirse hayatımı da”

(Patria Mercedes Mirabel 1924)

Devamını Oku
Murat Akdamar
Yazarın Kaleminden

Murat Akdamar
muratakdamar@cagingazetesi.com.tr

Yazarın sayfası

Dünyada Çocuk Hakları

Dünyada Çocuk Hakları
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Biliyoruz ki çocuk haklarına dair gerçekleşen en büyük gelişme, 1989 yılının 20 Kasım’ında BM Genel Kurulu’nda onaylanan Çocuk Hakları Sözleşmesi’dir. Sözleşme ile birlikte daha önce imzalanan ancak bağlayıcılığı olmayan bildirilerin iç hukuk normuna dönüşmesinin yolu açıldı. 4 çocuk babası olarak benim de çok önemsediğim bu sözleşmenin önemli maddelerini gelin birlikte inceleyelim.

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin birinci maddesine göre, erken yaşta reşit olma durumu hariç 18 yaşına kadar her insan, çocuk olarak kabul ediliyor. Sözleşmenin ikinci maddesinde yer aldığı haliyle ise; Sözleşme ile tanınan tüm haklar, “ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım yapmaksızın” her çocuğa tanınıyor..

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin kapsamına giren önemli başlıklardan biri çocukların eğitim hakkı. 28. maddede yer aldığı üzere; taraf devletler çocukların eğitim hakkını kabul ederek bu hakkın fırsat eşitliği temelinde sağlanması ile yükümlü. Bu bağlamda ilköğrenimin herkese açık ve parasız olması öngörülürken ortaöğretim seviyesinde de genel olduğu kadar mesleki nitelikte de olmak üzere çeşitli biçimlerde eğitim olanağı sağlanması gerektiği belirtiliyor.

Çocuk haklarına ilişkin bir diğer önemli husus, çocukların çalıştırılmasına ilişkin. Sözleşmenin ilgili 32. maddesine göre, çocukların ekonomik sömürüye maruz kalacağı ve bedensel, zihinsel, ruhsal ya da toplumsal gelişimi için zararlı olabilecek koşullarda çalıştırılmasına karşı taraf devletlerin çocukları koruma yükümlülüğü bulunuyor. Bu doğrultuda; yasal, idari, toplumsal ve eğitsel her önlemin alınması gerektiği vurgulanırken taraf devletlerin işe kabul için bir ya da birden çok asgari yaş sınırı belirlemesi ve çalışma saatleri ve koşullarına dair düzenlemelerin yapılması bekleniyor. Bu yasal ve idari düzenlemelere uymayanlar içinse uygun ceza ve yaptırımların uygulanması belirtiliyor.

Bunların yanı sıra sözleşme, cinsel sömürüden çocuk yargılanmalarına kadar çocuklara dair birçok konuyu barındırıyor ve bu alanlarda gerçekleşebilecek çocuk hakkı ihlallerine yönelik önlemler ve yaptırımlar alınması gerektiği belirtiliyor.

Gelelim Türkiye’ye; yukarıda sözünü ettiğimiz Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni  kabul etmiş ülkeler arasındayız.. Bununla birlikte Türkiye, 1963 yılında BM’nin hazırladığı bildirgeye uyacak şekilde bir Türk Çocuk Hakları Bildirgesi yayınladı. Bildirgede diğer bildirilere benzer bir şekilde, çocuklara iyi bakım sağlamak için uygun koşulların sağlanması gibi temel gereksinimler vurgulanırken çocuk işçiler gibi konulara da değiniliyor. Örneğin, 16 yaşından önce hiçbir çocuğun resmî öğreniminden alıkonularak özel işlerde çalıştırılamayacağına ilişkin bir madde mevcut. Bunun yanı sıra yine sözleşmeye paralel bir biçimde, ilköğreniminden sonra eğitime devam edemeyen çocukların gerekli mesleki bilgi ve beceriyi elde etmeleri için Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kurslar açılması da öngörülenler arasında. Ancak  TÜİK’ in yapmış olduğu açıklamaya göre Türkiye’deki çocuk işçi  sayısı toplamda 720 bin. Tüyler ürperten bu sayı sonucunda imzalamış olduğumuz sözleşme, çocuklarımızı ve çocuklarımızın haklarını ne kadar koruyor muamma…

Devamını Oku
Murat Akdamar
Yazarın Kaleminden

Murat Akdamar
muratakdamar@cagingazetesi.com.tr

Yazarın sayfası

Okullar Açıldı Ama…

Okullar Açıldı Ama…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bildiğiniz üzere Mart ayından bu yana pandemiden dolayı kapalı olan okullar, 21 Eylül itibariyle anasınıf ve ilkokul birinci sınıflarda yeni normalleşme adı altında tekrar yüz yüze eğitim vermeye başladı.

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan’ın, 19.09.2020 tarihinde yaptığı açıklamasında; Milli Eğitim Bakanlığı’nı tüm tedbirleri alarak okulları açması gerektiğini, aksi takdirde okullarda adeta salgının büyük bir hızla yayılacağından bahsetti.

Milli Eğitim Bakanlığı’na döndüğümüzde ise açıklamalar şu şekilde ;

Okulların açıldığı ilk hafta olan 21-25 Eylül’de gerçekleştirilecek uyum programı okul öncesi eğitim kurumlarında ve ilkokul 1’inci sınıflarda “1 gün yüz yüze eğitim” şeklinde olacak.

Öğrencinin yüz yüze eğitime katılımı zorunlu tutulmayacak, veli yazılı bir başvuruda bulunmaksızın kendi isteğiyle öğrencisinin uzaktan eğitime devamını sağlayabilecek. Okul yönetimlerinin 21-25 Eylül haftasında hangi gün olacağına öğretmenlerle birlikte karar vereceği uyum programı, okul öncesi eğitim kurumlarında 30’ar dakikalık 5 etkinlik saati olacak şekilde 1 gün, ilkokul 1’inci sınıflarda ise 30’ar dakikalık 5 ders saati ve aralarda 10’ar dakikalık teneffüsler olacak şekilde 1 gün üzerinden planlanacak.

Öğrenciler 6 aydır Eba’dan almaya çalıştıkları eğitimlerle açığı kapatabilecekler mi bilmiyorum ama bir baba olarak çocuklarımın geleceğinden ben de endişe duyduğumu söylemeden edemeyeceğim.

Elbette ki yüz yüze eğitim şart! Ancak tedbirlerin üst düzeyde olup, tüm öğrencilerin hep birlikte okula gitmesi en sağlıklı olan eğitimdir.  Bu şekilde 1 gün yüz yüze eğitim modeli çocukların geleceğinden çalınması demektir. Zamanında okulların yerine alışveriş merkezlerinin açılıp faaliyete geçmesi, eğitimi ne kadar önemsediğimizin resmidir herhalde.

Bir de biliyorsunuz ki yapacağı bağışla gündeme oturan iş adamı Acun Ilıcalı’mız var.  Dijital sistemde yapılacak olan eğitim için Acun Ilıcalı’nın vereceği tablete ihtiyacı varsa bu ülkenin; neden  vergi veriyoruz biz!? Devlet, çocuklara yetişemeyecekse, pandemide bilgisayar alamayacaksa neden var!? Sorularımızın cevabını kim verir bilemiyorum ama Z kuşağı için acil aksiyonlar alınmazsa, yazık olacağını biliyorum…

Murat AKDAMAR

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.